Menü Üye Giriş

Şifre Sıfırla · Kayıt Ol

 Tarihonline.com (Online Tarih Portal - Forum Sitesi)  »
 Osmanlı Tarihi

Kökleri XVI. yüzyıl ortalarına kadar giden Osmanlı-Fransa ilişkileri, genel anlamda Fransız ihtilali’na dek dostane bir çizgide devam etmiştir. Sonraki yüzyıllarda Osmanlı
Devleti, Rusya ve Avusturya’ya karşı bir denge unsuru olarak gördüğü Fransa’yla ilişkilerini siyasi, askeri ve ekonomik anlamda geliştirmiş ve ilk kez 1536’da ticari imtiyazları (kapitülasyonlar) bu ülkeye vermişti. 1740’ta daimi hale getirilen bu ayrıcalıklar sayesinde Fransa Osmanlı Devleti’nden önemli siyasi ve ekonomik çıkarlar elde etmişti. İhtilalin patlak verdiği 1789 yılında Osmanlı tahtına oturan III. Selim’in, şehzadeliğinden itibaren tasarladığı reform programının model ülkesi de yine Fransa’ydı.

Fransız ihtilali patlak verdiği sırada, Osmanlı Devleti Rusya’nın siyasi emellerini gerçekleştirme yönündeki girişimleriyle 1787’de başlamış olan savaşla meşguldü. Bu dönem aynı zamanda, Çariçe II. Katerina’nın Avusturya Kralı Josef’le ittifak kurma çabalarına hız verdiği ve Osmanlı Devleti’nin topraklarını paylaşma planları olan “Grek ve Dakya Projeleri”nin gündeme geldiği bir dönemdi.Bâbıâli başlangıçta, ihtilal öncesi ve sonrasındaki gelişmeleri diğer Avrupa devletleri gibi Fransa’nın iç sorunu olarak değerlendirmiştir. Öte yandan Osmanlı idarecileri, Batı monarşileriyle karşılaştırıldığında siyasi ve sosyal anlamda adil bir yönetime sahip olduklarını düşündüklerinden, ihtilalin sloganları olan hürriyet, eşitlik ve kardeşlik gibi kavramların siyasi sonuçlarından endişe duymadılar. Henüz iletişim araçlarının ve ulaşım imkânlarının sınırlı olduğu bu dönemde, Fransa’nın coğrafi bakımdan uzak bir ülke oluşu, Babıâli’nin gelişmelere serinkanlı bir biçimde yaklaşmasında etkili olan bir diğer etkendi.


İhtilalin Osmanlı Devleti’ne etkileri, genel anlamda olumsuzdu. Öncelikle altı çizilmesi gereken şey, Avrupa başkentlerinde ikamet elçilikleri (daimi elçilik) bulunmayan
Osmanlı Devleti’nin Fransa’daki gelişmeleri dolaylı ve ikincil kaynaklardan takip etmiş olmasıdır. Bu nedenle çok sağlıklı, ayrıntılı ve eşzamanlı bilgi akışışından ve iyi işleyen diplomatik kanallardan söz etmek mümkün değildir. Bu nedenle Babıâli’nin gelişmelere duyarsız ve tepkisiz kaldığı şeklindeki değerlendirmeler gerçekçi değildir.Her şeyden önce, başta milliyetçilik olmak üzere ihtilalin yaydığı fikirlerin, çok uluslu yapıya sahip Osmanlı Devleti’nde sempatiyle karşılanması beklenemezdi. Fransız ihtilali Osmanlı Devleti üzerinde kısa ve uzun vadeli etkilere yol açmıştır. Kısa vadeli etkisi; özellikle Campo Formio Antlaşması’yla (1797), Fransa’nın Dalmaçya ve Yedi Ada kıyılarında Osmanlı Devleti’yle sınır komşusu olmasından sonra bölgede hızla yayılan azınlık isyanlarıdır. Sırplar ve Rumlar arasında Avrupalı devletlerinin de tahrik ve destekleriyle hızla örgütlenen bağımsızlık hareketleri sonucunda toprak kayıpları yaşandı. Uzun vadeli etkileri ise ihtilalin yaydığ insan hakları, eşitlik, özgürlük, hukukun üstünlüğü gibi fikir ve düşünceler, Osmanlı aydınlarını etkileyerek Tanzimat Fermanı (1839) ve I. Meşrutiyetin (1876) ilanını hazırlamıştır. İhtilalin siyasi ilişkiler bağlamında etkilerine gelince; 1792 yılında Fransa’nın yeni rejimini korumak ve siyasi çıkar hesaplarıyla ihraç etmek üzere doğal sınırlarının dışında savaşlara   girişmesi üzerine, Osmanlı Devleti tarafsızlığını ilan etmişti.Bu arada Fransa’nın Avusturya ve Rusya’yı mağlup etmesi, Osmanlılar tarafından sempatiyle karşılandı. Bununla birlikte Babıâli, Fransa’nın ısrarına rağmen ihtilal rejimini tanımakta acele etmedi. Çünkü sebepleri ve sonuçları bakımından Avrupa’nın bir iç sorunu gibi değerlendirdikleri ihtilal rejimini, öncelikle Avrupalı devletler tanımalıydı. Bu nedenle Babıâli, kraliyet ve cumhuriyet yanlılarına karşı tarafsızlığını ilan ederek diplomatik gelişmeleri izlemeye koyuldu. Yine bu politikçizginin bir yansıması olarak, Avrupalı devletlerin Fransa’ya karşı kurdukları koalisyonlara da katılmadı. Fransa’nın, Haziran 1793’te Babıâli’yi cumhuriyet hükümetini tanıması ve müttefik sıfatıyla savaşa girmek konusunda ikna etmek amacıyla gönderdiği elçi Descorches’un (Dekorş)’un çabaları da sonuçsuz kaldı. Babıâli’nin bu konudaki kararlı tavrı, Kasım 1794’te Prusya-Fransa görüşmelerinin başlamasına dek sürdü. Osmanlı Devleti bu diplomatik teması, Prusya’nın Fransa’daki cumhuriyet rejimini atılacak tanınması şeklinde yorumlayarak ve 11 Haziran 1795’te elçi Verninac’ı kabul ederek Fransa’nın yeni rejimini resmen tanımış oldu. Fransa, özellikle Napoléon (Napolyon) Bonaparte döneminde Fransız ihtilali’nin getirdiği eşitlik, demokrasi ve milliyetçilik sloganlarını, düşman olarak gördüğü devletleri parçalamak için bir koz olarak kullanmıştır. “Her millete bir devlet” sloganıyla çevresindeki ülkeleri parçalayarak hâkimiyet sahasını genişletmek isteyen Fransa, bu siyasi söylemi temel insan hakları ve özgürlüklerin teminatı olarak göstermekten kaçınmamıştır. Yine aynı amaçla “özgürlük ve eşitlik” söylemlerini, Mısır’ın işgali sürecinde (1798-1802) meşruiyet gerekçesi olarak kullandığı bilinmektedir.

Batılı büyük devletler, Fransız ihtilali ve sonrasında yaşanan savaşlarla bozulan Avrupa’nın siyasi dengesini yeniden kurmak için 1815’te Viyana’da bir kongre düzenlediler. Avusturya arşidükü Prens Metternich (Meternih)’in başkanlığında düzenlenen Viyana Kongresi sonucunda, “Metternih Sistemi” adı verilen yeni siyasi ilkeler üzerinde uzlaşıldı. Buna göre; Avrupa’nın herhangi bir yerinde ayaklanma meydana geldiğinde, kongreye katılan ülkeler birlikte hareket ederek isyanı derhal bastıracaklardı. İhtilalin getirdiği ve yaygınlaştırdığı siyasi söylem ve eylemlere hayat hakkı tanımamayı esas alan Metternih Sistemi’nin, kısa süre sonra Osmanlı’ya karşı ayaklanan Rumlara karşı (Mora isyanı) uygulanmaması bir yana, açıktan desteklenmesi kongre kararlarının, çok uluslu güçlü Avrupa devletlerinin kendilerini güvenceye alma çabasından başka bir amaç taşımadığını göstermiştir. Fransız ihtilali’ne karşı Viyana Kongresi kararları çerçevesinde hareket eden ve topraklarında düzeni sağlamak için gerektiğinde baskı ve şiddet uygulamaktan çekinmeyen devletler, yine de bağımsızlık talepleri içeren hareketleri engelleyemediler. İhtilalin getirdiği fikirler 1820’li yıllardan itibaren giderek ivme kazanarak 1830 ve 1848 yıllarından itibaren büyük isyan dalgalarına yol açmıştır.

Tam Sürüme Geç »
 phpKF Mobil Android Uygulaması Kullanın [X]